Hazırlayan: Dr. Muhammed Ebu el-Ata
Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD), en fazla düşünce kuruluşuna sahip ülke olduğu bilinmektedir. Bu düşünce kuruluşları ve araştırma merkezleri; Amerikan medyasının bu merkezlere olan güveni, bu merkezlerin Amerikan karar vericiler üzerindeki etkisi ve gücü, aynı zamanda yüklü miktarlarda fon almaları ve birçoğunun yürütme ve yasama organlarındaki büyük kurumlarla ortaklıklarının veya sözleşmelerinin olması dolayısıyla rakipsiz bir konumda bulunmaktadır.
ABD’deki bu nüfuzlu kuruluşların başında RAND Corporation, Brookings Enstitüsü, Washington Yakın Doğu Araştırmaları Enstitüsü (WINEP) ve Carnegie Uluslararası Barış Vakfı gelmektedir.
ABD Hava Kuvvetleri’ne bağlı bir araştırma kurumu olarak faaliyete başlayan RAND, titiz uzmanlığa dayalı yaklaşımı ve çok sayıda yüksek eğitimli çalışanı sayesinde dünya çapında prestije sahiptir. Yaklaşık 2 bin çalışanının yarısından fazlasının doktora mezunu olduğu bilinen RAND Corporation’ın ABD’deki karar alma kurumlarıyla yakın bağlantıları mevcuttur. Öncelikli olarak kamusal politikalara odaklanan Brookings Enstitüsü, ABD’lilerin çoğu nezdinde yüksek bir itibara sahipti. Ancak Katar’ın 2014 yılından bu yana yaptığı bağışlar nedeniyle enstitünün Katar ile bağlantılarının bulunduğu şüphesi doğmuştur. WINEP’in ise ABD ve Orta Doğu’da İsrail’in çıkarlarıyla doğrudan bağlantılı olduğu bilinmektedir. Diğer yandan Carnegie Uluslararası Barış Vakfı, güncel meselelerin yanısıra çözülmemiş sorunların ve davaların nasıl çözülebileceği hakkında çalışmalar ve araştırmalar sunarak dünya barışını teşvik etmek amacıyla kurulmuştur.
“Amerikan Merceğinden Siyasal İslam Hareketleri” başlıklı bu çalışma, söz konusu araştırma merkezlerinin siyasal İslam olgusunun yanısıra onun büyüme, yükseliş, düşüş ve çöküş dönemlerindeki hareketleri hakkındaki tutumlarını ortaya koymayı amaçlamaktadır. Bu amaç, 2017 ve 2018 yıllarında bu merkezlerin öne çıkan yayınlarının incelenmesi ve analiz edilmesi yoluyla gerçekleştirilecektir.
Çalışma, bu düşünce kuruluşlarının siyasal İslam hareketlerine yaklaşımlarındaki ortak noktaları, aynı zamanda bu hareketleri istikrar ve değişkenlik, yükseliş ve düşüş açısından nasıl değerlendirdiklerini inceleyecektir. Bu kapsamda söz konusu kuruluşların kendi araştırmacılarının kültürel geçmişlerinden, ideolojilerinin doğasından ve fon sağlayıcılarının yönelimlerinden nasıl etkilendikleri incelenecektir. Nitekim bu araştırma merkezleri, görüntüleri olduğu gibi yansıtan düz aynalardan ziyade görüntüleri bazen küçültüp bazen büyüten dışbükey ve içbükey aynalara benzemektedir.
Bu inceleme; RAND, Brookings, WINEP ve Carnegie olmak üzere bu dört düşünce kuruluşunun, DAEŞ, El-Kaide ve Müslüman Kardeşler (İhvan) olmak üzere siyasal İslamcı üç grup hakkındaki tutumlarını şu altı bölümde incelemeye odaklanmaktadır:
Birinci bölüm, çeşitli düşünce kuruluşlarının çalışmanın konusu olan siyasal İslamcı grupların ideolojilerini ele alış biçimlerine odaklanmaktadır. Nitekim bu kuruluşların; DAEŞ, El-Kaide ve farklı bir ölçüde İhvan’ı ortak paydada buluşturan iki temel esas üzerine prensipte görüş birliğine vardığına dikkat çekilmiştir. Bunlar: Hilafetin yeniden tesisi ve Şii karşıtlığıdır.
İkinci bölüm ise düşünce kuruluşlarının, söz konusu grupların ulus devlet ve demokrasiye dair tutumlarına nasıl yaklaştıklarına odaklanmıştır. Bunun daha önce farklı çalışmalarda ele alınmış eski bir konu olması sebebiyle bu bölümde daha ziyade DAEŞ ve El-Kaide’nin kendi idareleri altındaki insanlara yönelik uygulamaları ile yönetim sürecini nasıl organize ettiklerine ağırlık verilmiştir. Öte yandan aynı bölümde, İhvan’ın ulus devlet ile demokrasi anlayışına ve 2013 yılında başlayan iktidar deneyimine dair kapsamlı bir inceleme alanı ayrılmıştır. Nitekim bu bölüm, İhvan’ın devlet ve demokrasi tasavvuru ile selefi ve cihadi grupların bu iki kavrama yönelik tasavvuru arasındaki temel farkın altını çizmiştir.
Üçüncü bölümde, bu düşünce kuruluşlarının siyasal İslam hareketlerinin ürettiği bazı olgulara yönelik incelemelerine değinilmektedir.
Dördüncü bölümde ise bu grupların, bilhassa DAEŞ’in, dünyanın dört bir yanından çok sayıda insana hitap ederek popüler hale gelmesine neden olan faktörler incelenmektedir. Diğer yandan ise El-Kaide’nin mevcut gücü konusunda tartışmalar bulunmaktadır. Nitekim bazı düşünce kuruluşları, El-Kaide liderliğinin hedef alınması ardından örgütün zayıf bir konumda olduğunu düşünürken, bir diğerleri ise örgütün topluluklarda güçlü kökleri olduğunu ve uzun vadede kendini toparlayıp yenilenebileceğini düşünmüştür. Öte yandan ise İhvan, Mursi’nin 2013’te devrilmesinin şokunu hala atlatabilmiş değildir.
Beşinci bölümde bu grupların toplumlara yönelik tasavvurları ve bireylere yönelik muamelatı ele alınmaktadır. Düşünce kuruluşlarının bazıları bu grupların Batı değerlerini eleştirme politikası izlediğini savunurken bir diğer kuruluşlar ise bu grupların toplumları sindirip boyun eğdirmek için yıldırma/korkutma politikası benimsediklerini öne sürmektedir. Bu bölümde ayrıca araştırma merkezlerinin İhvan’ın ‘toplumsal değişim’ anlayışını irdelediğine değinilmiştir.
Son bölümde ise düşünce kuruluşlarının siyasal İslam hareketlerine nasıl yaklaşılması gerektiği konusunda ulaştığı sonuçlara odaklanılmaktadır. Zirâ bu husus, söz konusu kuruluşların çalışmalarında oldukça büyük bir yer kaplamıştır. Siyasal İslam hareketlerine yönelik yaklaşımlar veya bu hareketleri ortadan kaldırma yönünde sunulan tavsiyeler, farklı araştırma merkezleri arasında görüş ayrılıklarına sebep olmuştur. Nitekim bazıları radikal cihatçı ideolojiye karşı çıkan ılımlı bir bölgesel eğilimin benimsenmesini desteklerken, diğerleri ise askeri müdahalenin gerekli olduğuna inanıyor.
Sonuç bölümünde, siyasal İslam hareketlerini inceleyen düşünce kuruluşlarının yaklaşımlarını karşılaştıran kapsamlı bir özet sunulmaktadır.






Yorum Yap