Hazırlayan: Âna İvaşuk

Çeviri: Tahire Amir

Sömürgeciliğin doğurduğu, otoritenin ve bilginin gölgesinde şekillenen bir bilim dalı, bir zamanlar boyun eğdirilmesine katkıda bulunduğu halkların kurtuluşu için bir araca dönüşebilir mi? Bu endişe verici sorudan hareketle antropolojinin emperyalizmle olan ilişkisini çökertme yolculuğuna atılan “Antropolojik bir Bakış Açısıyla Filistin: Antiemperyalizm Üzerine bir Araştırma Makalesi”, antropolojiyi başlıca hatalarından ve Batı hegemonyasıyla bağlantılı o karanlık mirasından azad etmeyi dener.

Yazar, ‘öteki’nin bilimi’ niteliğindeki antropolojinin hiçbir zaman masum olmadığı yönündeki köklü varsayımdan hareket eder. Zirâ bu bilim dalı, sömürgeleştirilmiş toplumları denetim altına almak ve onlara boyun eğdirmek amacıyla onları tanımaya çalışan sömürgeci bir göz olarak ortaya çıkmıştır. Böylece antropolojik bilgi, anlamaya yönelik bir çabanın değil, tahakküm mekanizmasının bir parçası haline gelmiştir.

Ancak bu ahlaki suçlamayla yetinmeyen bu çalışma, bilakis kökenlerini sorgulayarak ve eleştirel araçlarını bizzat kendi yapısına karşı kullanarak söz konusu disiplini yeniden inşa etmeyi hedefler. Böylece “antiemperyalist antropoloji” adını verdiği hususa dair yeni bir imkan formüle etmeye çalışır.

Bu çerçevede ‘sömürgeci benlik analizi’, antropolojiyi ötekini gözlemleyen bir alandan çıkarıp bizzat kendi emperyalist benliğini gözlemleyen bir alana yönlendirmek için kuramsal bir başlangıç noktası olarak sunulmaktadır. Yazar, insanı ele alan hiçbir bilimin tarafsız ya da tarih üstü olamayacağını; aksine bizzat kendisini üreten güç mücadelelerinin tam da içine batmış olduğunu savunmaktadır. Dolayısıyla, emperyalizme bilgi temelinde direnmek, her anlam üretiminin aynı zamanda bir otorite üretimi sayıldığını kabul etmekle başlar.

Söz konusu çalışma, bu sorunsalı tüm çıplaklığıyla gözler önüne seren bir model olarak Filistin’i ele almaktadır. Zira Filistin meselesi, emperyalist antropoloji perspektifinden bakıldığında, insanların gerçek acılarının göz ardı edildiği, sadece akademik bir soğuklukla analiz edilen bir ‘araştırma konusu’ ya da bir ‘çatışma modeli’ olmaktan öteye geçmemiştir.

Antiemperyalist antropolojide ise Filistin, adalet ve özgürlüğün mahiyeti üzerine yeniden düşünmek için epistemolojik ve ahlaki bir alan haline gelmektedir. Bu mesele yalnızca siyasi bir dava değil, bilakis insanı merkeze aldığını iddia eden her disiplin için ahlaki bir sınamadır.

Yazar burada, Frantz Fanon ve Edward Said gibi düşünsel ikonlara atıfta bulunarak, sömürgecilik eleştirisinin ancak ötekinin imajını şekillendiren dil ve kavramlara uzandığında tamamlanacağını ortaya koyar. Zira özgürleşme, yalnızca askeri işgalden değil, asıl olarak Batı’yı insanlığın merkezi, geri kalanı ise ona bağımlı bir çevre haline getiren bilgisel sömürgecilikten kurtulmaktır. Dolayısıyla yeni antropoloğun görevi, tarafsızlık iddiasında bulunmak yerine, kendi yöntemsel araçlarının içine işlemiş emperyalist mirası parçalarına ayırmak ve güç ilişkileri içindeki konumunu kabul etmektir.

Çalışma, antiemperyalist antropolojinin yalnızca ahlaki bir proje değil, bilakis bilimi insan eşitliği temelinde yeniden tesis etmenin bir önkoşulu olduğunu vurgulayarak sona ermektedir. Bu, antropolojiyi ötekini inceleyen bir bilimden, ötekine kulak veren ve ondan öğrenen bir bilime; sömürgeci bir gözetimden, özgürleştirici bir diyaloğa dönüştürme çağrısıdır. Bu dönüm noktasında yazar, insanlığa dair bilginin Batı merkezciliğinin dışında yeniden inşa edilmesi yönünde gerçek bir imkan görmektedir. Bu bağlamda yalnızca coğrafi bir konum olmaktan çıkan Filistin, unutulmaya ve dışlanmaya karşı direnişin sembolü olarak, insanlık biliminin yeni başlangıç noktası haline gelmektedir.

Çalışmayı indirin