| ISBN |
|---|
| 979-8-9894743-9-4 |
| Yazar |
| Dr. Muhammed Vefik Zeynelabidin |
| Baskı |
| 1. Basım, 2025 |
| Dil |
| Arapça |
| Ana Kategori |
| İslam Felsefesi |
| Alt Kategori |
| İslam Hukuku, İdeoloji |
İnanç, insanı hayata dair tasavvurunu yeniden şekillendirmeden, ona tevhid fıtratını hatırlatmadan ve iç dünyasını dinden başka hiçbir unsurun ulaşamayacağı ulvi anlamlarla doyurmadan bırakmaz. Böylece insan ruhu; hamd, şükür, istiğfar, tesbih, tekbir ve zikirle dolup taşar. İnanç, kişiyi tasalanmanın, kederin, acının, hüznün ve rasyonalizmin doğurduğu anlam krizlerinin pençesine teslim etmez.
Bilakis insanın kaybolan dengesini yeniden kurar, şaşan rotasını onarır ve ona ahlakın bir kelimeden ibaret olmadığını, somut bir pratik, eylem ve hareket olduğunu öğretir. İnsana kulluğun vazgeçilmesi imkansız bir hayat tarzı olduğunu idrak ettiren inanç, kıyamet vakti gelip çattığında elde bir fidan varsa ne yapılması gerektiğini de hatırlatır. Bilakis insanın kaybolan dengesini yeniden kurar, şaşan rotasını onarır ve ona ahlakın bir kelimeden ibaret olmadığını, somut bir pratik, eylem ve hareket olduğunu öğretir. İnsana kulluğun vazgeçilmesi imkansız bir hayat tarzı olduğunu idrak ettiren inanç, kıyamet vakti gelip çattığında elde bir fidan varsa ne yapılması gerektiğini de hatırlatır.
İşte sorumlulukları ahlaktan tamamen koparan, hakikate karşı bir üstünlük tasladığı için insanların duygu dünyasına tepeden bakan pozitivist ve materyalist sistemler ile din arasındaki temel fark tam olarak budur. İslam, var olan gerçekliğe tepeden bakmadığı ve hayattan kopuk olmadığı için insanların duygularını asla değersizleştirmez. Aksine insanların duygularını harekete geçirip pekiştirerek onlardan eyleme geçici bir dinamizm devşiren İslam, bireyin aslında kim olduğunu, tüm o meselelerle neden karşı karşıya kaldığını, tüm bunların karşısında ne yapması ve hangi tarafta durması gerektiğini açıkça bildirir. Tüm bunlar, insanın ruhani enerjisini karşılıksız vermeye ve bir fidan dikmeye yönlendirir. Burada sadece ahiret veya dünya hayatı değil, iki cihan da amaçlanır.
Zira Müslümanların her bir meselenin ve hayatlarında tecrübe ettikleri her bir olgunun; onu çevreleyen inanç esaslarından (akâid), sünnetler ve ahkamdan oluşan imanî bir arka planı bulunmaktadır. Nitekim gerek söz konusu meselelere gerekse bu olgulara dair şuurumuz tam da bu idrak çerçevesinde şekillenir. Aslında tüm bu süreç, Müslümanın Yüce Allah’a mutlak manada kul olmasının varoluşsal bir gereğinden ibarettir.
Hakikat şu ki; Müslümanların o büyük meselelerinin sahip olduğu inanç temelleri, üzerine sayfalarca metin kaleme alınabilecek devasa bir konudur. Bu sebeple ben, bu eserde ruhlara yeniden umut aşılamak ve gayretleri artırmak gayesiyle, meselenin en temel kısımlarına odaklanmaya gayret ettim. Zira insanın önce Yüce Allah’a (Allah muhafaza), akabinde ümmete ve bizzat kendi benliğine karşı beslediği her türlü suizan, bu iman meselelerine dair sahip olduğu bilgi noksanlığından kaynaklanmaktadır. Nitekim insan Allah’a, ümmete ve bizzat kendisine duyduğu güveni derinleştirebildiği ölçüde, var olan gerçekliğe direnebilme ve o gerçekliği kendi lehine dönüştürebilme potansiyeli de artacaktır. Bir Müslümanın bir Müslüman olarak afiyete kavuşması, ancak Allah’a güven duyması ve gerek kendisine gerekse öteki müminlere olan itimadını yeniden kazanmasıyla mümkündür.









Yorum Yap